Memleketime
Yavaş yavaş hüzün bulutları iniyor gözlerime. Saatin üzerinde durmaksızın dönen iki çubuk canımı acıtan sivri uçlarını batıyor düşüncelerime. Oturduğum koltuktan doğruluyorum ilk uzun çıkışımı yapacağım kapıya doğru, gideceğim yeri bile bile; ancak bilmediğimi itiraf etmeye çalışıyorum…
Kazanan yine benimle çarpışan acı gerçekler, acı da değil aslında yeni yaşama yelken açmışım. Rotam belli, pusulamı ise elime vermişler. Okumaya, beynimde yeni ufuklar açmaya gidiyorum. Ayaklarımın üzerinde durmalıyım. Kendi kendime yürümeyi tek başıma olduğumda gülmeyi, ağlamayı öğrenmeliyim.
Elimde iki valiz, nasıl da ağır! Hâlbuki eşyalarımı hazırlarken o kadar çok şey koymamıştım.
Hayır! Aslında koydum. İleri de yapacaklarımı, hayallerimi, annemi, sevdiklerimi koymuşum valizlere. O kadar da düzgün yerleşmişler ki; bütün bir yolculuk boyunca birbirlerin hiç karışmamışlar.
Ben bunları düşünürken uçağımın anonsu yapılıyor. Gözlerimdeki hüzün bulutları iyice hareketleniyor. İçimden durun diye yalvarırken beni hiç dinlemiyorlar. Yine yavaş yavaş ilerliyorum. Hani birisi dön dese, birden hızlanıp adımları geriye çevireceğim. Yok! Arkamı dönüyorum; nedense o kadar insan arasında yalnızca annemin gözlerine bakıyorum. Ağlamaklı . Hemen önüme dönüyorum. Ve vatanımdan uzaklaşacağım dakikaların hesabını yapıyorum. Uçağa biniyorum. Dönüyo , dönüyor. Koca bir dünya gibi. Ben ağlıyorum o yükseliyor, o yükseliyor ben ağlıyorum. Dursana deyivermek geliyor içimden. Ne fark eder ki; durmayacak zaten. Koskoca denizin üzerinden geçiyorum. Denizin kucağında ilerliyorum Kıbrıs’a. Ve sonunda yorgun üşmüş olmalı ki; duruyor. İki yıl öncesine kadar hiçbir düşüncemde yer vermediğim bu yer düşlediklerimle bağdaşmayan inanamadığım bir yerde ikinci ayımı dolduruyorum. Acı ve tatlı günlerim her adım atışımda neredeyse koskoca bir sene gibi ayaklarıma dolanıyor. Bu zamanları büyük bir inatla geride bırakmaya çalışıyorum. O ne kadar geride kalmak istemese de.
Kendimden uzaklaştıkça kendime yaklaşmak, her şeyi kendi çabamla öğrenmek inatla, azimle. Özlemek. Bu uzak yerde öğrendiğim, belki gerçekten özlemeyi hiç aklımdan çıkmayan annemi ve babamı özlemek, özlemeyi öğrendikçe usul usul içime gömülmek .
Özlemlerim azalıyor; çünkü gitmek için zamanım azalıyor. Özlediğim sokaklarıma evime ilk ağlayıp ilk güldüğüm hep ilkleri yaşadığım yerlere. Elbette buraları da özleyeceğim. Buradaki alışkanlıklarımla birlikte döneceğim geldiğim yerlere. Bir şeyleri başarmış olmanın huzuruyla dönüyorum. Kendime ait olduğunu bildiğim yere memleketime…